FUTBOLCU, TEKNİK ADAM VE YÖNETİCİ! ŞAMPİYONUN HİKAYESİ

Türk futbolunun Galatasaray ile birlikte altın çağında yer alan isimlerden birisi Ümit Davala...

33 yaşında son verdiği futbolculuk kariyerinde Avrupa Şampiyonlukları, Milli Takım kariyeri, İtalya ve Almanya'da ortaya koyduğu futbolaki bilgilerini teknik adam olarak aktardıktan sonra şimdilerde 2 futbolcu arkadaşı ile birlikte ortaklaşa kulüp satın alıp yöneticilik ve hocalık ile devam ettiriyor.

Çok samimi tespitlerde bulunmasının yanında Ümit Davala, Fatih Hoca ile birlikte Galatasaray'da ve Milan'da hem futbolcu hem de antrenör olarak yaşadıklarını, Drogba ve Sneijder gibi isimlerin hocalığını nasıl yaptığını, kendi kulübü Tuzlaspor'daki yöneticilik ve hocalık görevini nasıl üstlendiğinden gurbetçi bir oyuncunun Türkiye'ye geldiğinde nasıl zorluklar yaşayabileceğine kadar bir çok konuda önemli sözler kullandı.

Keyifli anlatımı sayesinde bir solukta okuyacağınız Ümit Davala röportajımız ile sizleri başbaşa bırakıyoruz...

Röportaj: Lemi Çalığ

ALMANYA ALTYAPILARINDA TÜRK GENÇLERİNE FIRSAT EŞİTLİĞİ VAR MI?

İlk olarak Almanya'dan Türkiye'ye geliş sürecinle başlayalım. Almanya'da doğup, futbola da orada başladıktan sonra Türkiye'ye gelişin nasıl ve neden oldu?


- Türkspor Mannheim'de oynuyordum. Almanya'nın 7. Ligi oluyor. Bizim Seyfettin ağabeyimiz vardı orada yönetici. Bize çok yardımcı oluyordu, yakın zamanda da vefat etti Allah rahmet eylesin. Afyonluydu oda benim gibi. O Afyonspor'a transferimi çok istedi, biz de kabul ettik ve Türkiye'ye adım atmış oldum.

Türk kökenli oyuncuların Almanya altyapılarında şansları nasıl oluyor? Fırsat eşitliği var mı, burayı da gördükten sonra Türk altyapıları ile farkları neler?

- Aynı kalitedeyse iki kişi Alman olan tercih edilir. Şimdi belki daha iyidir ama bizim zamanımızda yoktu. Ben kendimde o potansiyeli görüyordum. Belki daha iyi işler yapabilirim dedim kendime. Almanya'da o fırsatı elde edemeyeceğimi düşündüm. Ben kendim istedim ve Türkiye'de deneyeceğim dedim. Türkiye'ye gelmeyip Almanya'da kalsaydım kendi kendimi yerdim keşke deneseydim diye. Fırsat eşitliği yok tabii ki, çok çok üst düzey futbolcu olman gerekiyor ki tercih tamamen sana kalsın.



Almanya altyapısı olanların bir çoğu kariyerlerinin bir anında Türkiye'ye dönüyor, kimisi dönmüyor ve hatta Alman Milli Takımı'nı seçiyor. Bu ikilemi nasıl değerlendirirsin?

- O herkesin kendi tercihi. Almanya'da doğup büyüyen, biraz biraz da kendisini Alman hissediyor normal olarak. Kendisini Alman Milli Takımı'nda oynayacak potansiyelde görüyorsa Almanya'yı tercih edebilir. Gurbetçi bir futbolcunun Türk Milli Takımı'nda oynama şansı Alman Milli Takımı'nda oynamasında daha fazladır her zaman. Kendilerinde Almanya Milli Takımı'nda oynama potansiyelini görenler orayı seçti zaten. Kupa ve kariyer anlamında düşünenler daha yakın olacaklarını düşündükleri için Almanya'yı seçtiler. Yoksa baktığın zaman İlkay da Türktür Mesut Özil de...

Gurbetçi bir insan Türkiye'ye ilk geldiğinde ne gibi zorluklar yaşar ve bunları nasıl aşabilir?

- Vatanımıza Almancı buraya yabancıyız yani (Gülüyor). Orada doğup büyüyen bir insan için Türkiye'ye gelip oynamak gerçekten çok ama çok zordur. Bunların hepsini yaşadık biz. Afyonspor'da kültür şoku yaşadık tabii ki. İstanbul, İzmir veya Ankara da bulursun benzeri şeyleri ama Almanya'daki yaşam şekilleri, hayatın akışı falan olsun burada göremeyince bocalama oluyor. Ben gittiğimde Afyon'da sinema yoktu mesela. Bir de ilk başta oynamıyorsun normal olarak. Çalışıyosun sadece ve bekliyorsun. O dönem hoca da oynatmadı beni, çıkış bekliyorsun. Tek yapman gereken işini yapmak ve sadece işine konsantre olmak. Afyon'dan sonra İstanbulspor, sonra Diyarbakırspor'a gittim. Afyon'da oynarken 3-4 ay sonra belirli sıkıntıları atlattıktan sonra Ümit Milli Takım'a seçildim. Türkçen bile iyi değil, basit gibi görünüyor ama çok önemlidir bunlar. Yaşamayı başarmalısın orada ki sonra futbola kontanstre olabilesin. Bildiğin entegre olman gerekiyor yani.



“FUTBOL KARİYERİN BİTEBİLİR” DENDİKTEN SONRA NASIL SAHALARA GERİ DÖNDÜ?

Mannheim'dan sonra Feudenheim, Türkspor Mannheim, Afyonspor ardından İstanbulspor ve Diyarbakırspor'a gelerek futbol kariyeriniz üst düzeye çıkmaya başladı. Galatasaray'a kadar giden süreç nasıl oldu?

- Diyarbakırspor'da oynarken Ümit Milli Takım'a devam ediyordum. Orada da lige çıkıyorduk, finalde Zeytinburnu'na kaybettik. Rahmetli Erdoğan Arıca'ydı hocamız, Afyonspor'da oynarken 3-4 maçta göstermiştik kendimizi biraz. O zaman 10 numara gibi oynuyordum. Ümit Milli Takım'da da Letonya'ya karşı oynuyorduk. İlk yarı oynamadım, ikinci yarı girdim 4-0 bitti ve ikisini de ben atmıştım. Biraz da şanslı olacaksınız tabii ki (Gülüyor). Ümit Milli Takım o dönem A Milli Takım ile birlikte hareket ediyordu. Maçlarımız aynı ülkelerleydi hep. Bir idmanda 3-4 eksik vardı, çift kale maç yapılacaktı adam eksikti. Ümit Milli Takım'dan çağırdıkları kişiler arasında ben de vardım. Orada ilk idmanda Fatih hoca ile tanışmamız oldu. O Galatasaray'a gelince beni de istedi. O şekilde Galatasaray'a adım attık.

Galatasaray'da çok çok önemli çapraz bağ ameliyatı oldun ve 6 ay sonra çok daha güçlü şekilde geri dönüp Juventus'u 25 metreden avladın. O sakatlığı yaşadığın anı hatırlıyor musun önce onu soralım?

- 1998 yılındaydı o sakatlık. Maç içerisinde de biraz didişmiştik, Abdülkadir'di hareketi yapan. Çok ağır geldi o hareketi yaparken. Beklemediğim anda geldi. Topu önüme almıştım, görsen gardını alırsın da hiç beklemeden olunca talihsizlik oldu diyelim. O zaman basın da yazıyordu 'Futbol hayatı bitebilir' vs. diye. Çapraz bağ bir de iç yan bağım koptu aynı zamanda. Yıkıldık tabii o zaman. Tedavi için Amerika'ya gittim. 7 hafta Amerika'da geçirdim. Ameliyattan sonra rehabilitasyon dönemi oldu. Kulüp doktorumuz Burhan Uslu'ydu. Burhan ağabey ile birlikte Fatih hoca da çok istedi tedavi olup sahaya dönmemi.



Bu kadar zor bir sakatlıkla nasıl başa çıktınız peki? Her şey bu kadar kötü görünüyorken işleri olumluya nasıl çevirdiniz?

- Ben herkese inat Amerika'da çalışmaya başladım. Herkes futbol oynayamayacak derken ben 5 ayda sahaya döndüm. Çok çalıştım ama gerçekten. Haftada 6 gün, günde 8 saat salonda çalıştım ben. Ne yapılması gerekiyorsa yaptım. Kuvvetlendirmeden önce dizini belirli bir açıya getirmen gerekiyor vs. çok zordu.

Orada neler yaşadınız peki, oradaki tedavi şekilleri nasıldı?

- Şöyle söyleyeyim, ben bir ev almıştım Oğuz ağabeyden (Oğuz Çetin). İlk bir para vermiştim, sakatlandıktan sonra da Oğuz ağabeyin yanına gittim 'Ağabey benim durumum belli değil, belki para kazanamayacağım bir daha sen benim paramı ver, eve de başka müşteri bul, belki tamamlayamam' dedim. 'Sen ameliyattan sonra çalışır dönersin, para kazanınca ödersin takma kafana' dedi bana Oğuz ağabey sağ olsun. Sonra yeniden oynamaya başlayınca ilk aldığım parayı o ev için ödemiştim. Bu psikolojiyle gittim yani. Amerika'daki tedavi merkezinde ameliyat oldum, ertesi gün beni bir tekerlekli sandalyeye oturttular, ben zannettim ki hastaneyi falan gezdirecekler bana hava aldıracaklar. Öyle değilmiş, beni bir odaya götürdüler, 15-20 kişi vardı içeride. Yeni ameliyat olanlar orada birbirlerini görerek - bakarak ayağa kalkmaya çalışıyorlardı. Amerikan futbolcu - rugbyci falan herkes sporcuydu. İnsanların birbirine bakıp güç alması için. Ameliyatı herkes yapabiliyor artık ama sonrasında o rehabilitasyon dönemi çok önemli.

"SUAT KAYA İLE GİRDİĞİMİZ İKİLİ MÜCADELEDEN SONRA HOCA BANA 'ŞİMDİ HAZIRSIN' DEDİ"

Tekrar Galatasaray'a nasıl döndünüz, takıma yeniden nasıl dönüş yaptınız?

- Eski haline dönmek içim çok fazla çalışmak zorundasın. 1-2 ay orada çalıştım, sonra burada da bir yere yazılıp sürekli çalıştım. Döndükten sonra idmanlara da çıkmaya başladım belirli bir seviyeye geldikten sonra. İdmanda top Suat Kaya'yla aramızda kaldı bir pozisyonda, seken topa koştuk ikimiz de. Sonra paat diye bir ses, Suat yerde. (Gülüyor). Hoca sonra geldi 'Sen şimdi hazırsın işte' dedi bana. İlk maçta Bursa'da sonradan girdim, içeride Zeytinburnu'yla oynadık sanıyorum orada golüm var. Sonra Dünya Karması olmuştu, Dunga'lar Hagi'ler falan yardım maçı tarzında. Orada da oynadım, sonra Juventus'a karşı oynadım orada da golüm var. Böyle geri döndük işte. Çok şükür, daha ciddi bir sakatlık da yaşamadık sonrasında.

Galatasaray'ın ezeli rakiplerinden teklif aldınız mı ve ezeli rakibe gitmeyi düşündünüz mü?

- Ezeli rakiplerden teklif aldık tabii ki. Beşiktaş'tan da Fenerbahçe'den de oldu. Ben Galatasaray'a imza attığımda Fenerbahçe tekrar görüşmek istedi benimle. Bir arkadaşım daha vardı o zaman Ümit Milli Takım'dayken Selahattin ismi. Onunla beraber Galatasaray'a imza atmıştık ama Fenerbahçe daha çok para vermişti o sonradan Fenerbahçe'yi tercih etti, ben etmedim Galatasaray'a gittim. Çünkü beni hoca istedi! Farkı anladın mı? O 2 sene sonra malesef kayboldu ama biz devam ettik. Ben hep Galatasaraylıydım. Hocanın istemesi bir avantaj, çünkü sana bir şekilde şans geleceğini biliyorsun. Şans gelince de sen değerlendireceksin, olay orada bitiyor.
Futbolculuk kariyerinizde çok fazla mevkiide oynadınız ve hep kritik gollerin adamı oldunuz. Attığınız goller hep az ama çok önemliydi.

Her mevkiide oynayacak kalitede olmak veya kritik anlarda ön plana çıkabilmenin sırrı nedir?

- Bu yaratılış meselesi veya sonradan kazanılabilecek bir beceri değil. Milan maçında mesela penaltıda topun başına geçmek risk almaktır. Bende ‘ya atamassam’ diye bir düşünce olmuyor. Attıktan sonra 'Ya atamasaydım' oluyor. Attıktan sonra düşünüyorum ben (Gülüyor)

"SERGINHO VARKEN ANCELOTTI BENİ SOL KANATTA OYNATTI"

Milan'da Fatih hocayla birlikte yaşadıklarınız var. Orada sadece Türklerin gördüğü değil herkesin bildiği bir Terim'i istememe durumu oluşmuştu. O zaman yerine Ancelotti gelmişti. O süreçte neler yaşandı bugüne kadar konuşulmayanlardan?

- Gelen hoca Ancelotti'ydi. Ben zorluk yaşamadım o gelene kadar. Yoksa ben oynuyordum zaten Milan'da. Ancelotti'yi zaten Bayern Münih'te de gördük. Ben baştan söylemiştim 'O oranın hocası değil, büyük takım hocası değil' diye. Aynı sorunları Bayern Münih'te de yaşadı. Sıkıntıları hep oyuncularladır onun. Çünkü bir teması yok insanlarla, hep uzaktan. Oyuncuya yanaşmıyor, birebir ilişkileri çok zayıftır. Benim düşündüğüm gibi de oldu Bayern Münih'te. İlk geldiğinde beni hemen kesemedi zaten, banko oyunuyordum çünkü. Tekrar oynatmaya devam etti beni sonra yavaş yavaş kesti. 70'te çıkarttı, sonra ilk yarıda çıkarttı, sonra sol açığa aldı. Acaba batırır mı diye? (Gülüyor) Ama yine de kötü oynamadım. Serginho vardı düşün takımda beni sol açık oynattı Ancelotti.

"ANCELOTTI'Yİ GETİRMEK İÇİN FUTBOLCULARIN NELER YAPTIĞINI BEN BİLİYORUM"

Fatih Hoca ile Milan'ın yolları neden ayrıldı size göre? Terim'e bir anda cephe alınmasının nedeni neydi? Terim'in ayrılmasından sonra örneğin yıllar sonra çıkan Pirlo'nun kitabında 'taksiksel çalışma yapılmadığı' yönünde eleştirileri vardı...

- Karalama yaptılar açık bir şekilde. Oyuncular tarafından gönderildiği için bazı şeyler normal gelişmedi. Ligde 4.'ydü takım. Liderle aramızda 4 puan mı ne vardı. Gayet taktik de çalışıyorduk bir sorun yoktu o anlamda. Ben de o dönemde çok şaşırmıştım. Ancelotti'yi getirmek için neler yaptıklarını ben biliyorum o yüzden fazla da konuşmak istemiyorum bu konuyu. O kopukluk da neden oldu hiç anlayamadım.

Inter imzası nasıl oldu peki?

- Simic ile takasa girdi Milan orada, ben de Inter'e imza attım. Ama Inter benim bonservisimi aldı, ben ne idmana çıktım ne tesislere gittim, aynı hızla beni Galatasaray'a kiraladılar.

Milan'ın en ihtişamlı yıllarıydı sizin orada olduğunuz süre. Milan'daki arkadaşlık ortamı, takım içindeki durum, kulübün işleyişi nasıldı?

- İlk gittiğimde zaten bir garip olmuştum. İlk soyunma odasına gidip ilk idman öncesini hatırlıyorum. Bakıyorum solumda Maldini, sağımda Shevchenko. Şaşırdım tabii (Gülüyor) Çok arkadaş canlısı insanlardı ama. Çok yardımcı oldular bana orada. Pirlo mesela o zaman İtalya Ümit Milli Takımı'nın kaptanıydı, yeni yeni oynuyordu. Albertini, Costacurta, Gattuso gibi isimler vardı. Bierhoff yeni ayrılmıştı Milan'dan ben de onun evine yerleşmiştim hatta. (Gülüyor).



"O DÖNEMKİ GALATASARAY'I İTALYA LİGİ'NİN İÇİNE KOYSANIZ..."

İtalya Serie A'da oynamak bir Türk sporcu için mentalite, idman şekilleri, insani şartlar açısından uygun mu? İtalya Ligi'nin kalitesi bizim ligimizden çok farklı mı?

- O dönem İtalya'da oynanan futbol çok fazla taktikseldi, çok fazla savunmaya yönelikti. Savunma kurgusu üzerinden kuruluyordu herşey. Eskisi kadar çok fazla takımı Avrupa'da gösteremiyorlar. Bu da İtalya Ligi'nin gerileme döneminde olduğunu gösteriyor. Biz Galatasaray'dayken İtalyan takımlarına karşı çok oynadık. Juventus, Milan, Bologna... O maçlarda kalite farkımız var mı İtalya'dan görebilirsiniz. O dönemki Galatasaray İtalya Ligi'nin içerisinde oynasaydı mesela rahat rahat götürürdük işi.

Milan'da oynarken 2002 Dünya Kupası'na gittiniz. Maç eksiği ile o kadar üst düzey maçlar çıkartmak zor olmadı mı?

- Hem oynamadım uzun süre hem de Milano'da trafik kazası geçirdim ben. Omzumdaki bağlarım koptu. O şekilde hazırlanmaya çalıştım bir de Dünya Kupası'na. Arabada bir arkadaşım vardı, araba pert oldu, navigasyona bakarken ters yöne girmişim. Yurtdışında navigasyonsuz yol bulamıyorsunuz normal olarak, gerçi burada da sürekli bakıyorum navigasyona (Gülüyor).

"WERDER BREMEN'DE 'ŞAMPİYON OLMAYA GELDİM, BİZ BAŞKA BİR ŞEY GÖRMEDİK' DEDİM DALGA GEÇTİLER. AMA SONRA..."

Milan'dan sonra Galatasaray'a tekrar döndünüz ve yeniden yurtdışına çıktınız. Werder Bremen'de şampiyonluk yaşadınız, bu da bir Türk futbolcunun Avrupa Liglerinde yaşadığı ilk şampiyonluktu...

- Ben kendim istedim yurtdışında oynamayı. Almanya çıktı, ben de olur dedim. 4 günde takımı bulduk ve Werder Bremen'e imzayı attım. Pubis sakatlığım vardı benim, çok çektim ben ondan. 33 yaşıma gelmeden de bırakmak zorunda kaldım. Ben bunu Almanya'da bir TV'de de anlattım. Ben küçükken Werder Bremen taraftarıydım. Thomas Schaaf, Burgsmüller, Neubarth dönemlerinde Bremen nevresimlerim vardı, onların arasında uyuyordum. Bana 'senin buraya gelme amacın ne' diye sormuştu basın. Ben 'Şampiyon olmaya geldim, biz şuana kadar başka birşey görmedik ki' dedim. 'Türk'e bak ne diyor' deyip dalga geçtiler. 13 senedir şampiyon olamamıştı o dönem Werder Bremen. Dalga geçiyorlardı. Ama sonra hem Almanya Kupası hem Bundesliga şampiyonu olduk orada. O dönem Tim Borowski, Micoud, Fabian Ernst, Ailton, Baumann, Charisteas, Valerien İsmael, Ludovic Magnin'le birlikte oynadık. Orada da sakatlık yüzünden bırakmak zorunda kaldım. Sakatlanıp düzelip tekrar sakatlanmak kafa olarak da ateşinizi söndürüyor biraz. Bu kadar sakatlanmaya başlamasaydım oynardım rahat rahat.

"YORUMCU OLMAYI BEN İSTEMEDİM, YA TEKNİK ADAM YA YORUMCU OLMAK GEREKİYOR"

Almanya'da şampiyonluk da yaşayarak ve Türkiye'de bir ilki başararak futbolu bırakmak nasip oldu. Futbolu bıraktıktan sonra antrenör, teknik direktör, kulüp yöneticiliği yaptınız. Bırakmadan önce bunları planladınız mı? Emeklilikten önce mi planlama yapılır, yoksa şartlar nasıl oluşursa mı?

- Fatih Hoca A Milli Takım'daydı. Beni de federasyona çağırdı hoca. U21'in başına geçtik. O zaman Ünal Karaman vardı U21'in başında, onun yardımcısı olarak başladım. Sonra o Konyaspor'a imza attı. 1 sene de kendim yaptım, Mehmet Tezcan ile birlikte. Skibbe döneminde Galatasaray'a giderken de takımım grup lideriydi. Ben hoca olmak istiyordum, zaten başka bir iş bilmiyorsun ki. Yorumculuk da yaparsın ama ben istemedim onu. Yorumcuyken hocalık yapan da var. İkisinden birini yapmak daha mantıklı geldi bana. Tümer Metin mesela ben hiç hocalık yapmak istemiyorum dedi zamanında, sadece yorumculuk yapıyor şimdi. Hakan Ünsal teknik direktörlük yapmayacağım hiçbir zaman dedi ve yapmıyor da. Tercih meselesi.



Ümit Milli Takım'da görev yaparken kimler vardı takımda?

- Şuanda Süper Lig'de oynayan herkesi sayabilirim (Gülüyor) 6-7 kişiyi A Milli Takım'a göndermiştik zaten o dönem, 2008 İsviçre'deki turnuvaya. Avrupa Şampiyonası'na gitseydik Fatih hoca demişti 'Arda'yı veririm sana' diye.(Gülüyor) O zaman Arda A Milli Takım'daydı. Nuri Şahin, Mevlüt Erdinç, Alpaslan Erdem, Ceyhun Gülselam, Zafer Yelen, Özer Hurmacı, Onur Kıvrak, Ufuk Ceylan, Volkan Babacan, Uğur Uçar, İbrahim Kaş, Ferhat Öztorun, Edis Bahtiyaroğlu vardı Allah rahmet eylesin, sevdiğimiz bir kardeşti. Orhan Şam, Mehmet Battal, İlhan Parlak vardı. İyi bir grubumuz vardı.

Bu isimler neden Milli Takım'ın daimi oyuncusu olmadı sizce?

- Bu iş biraz onlara kalıyor. O gelişimi kendileri göstermesi gerekiyor. Yüzde 90'ı A Milli Takım'da fırsat buldu. Devam ettirmek biraz da onların işi oluyor.

"DROGBA, HASAN ŞAŞ İLE BANA 'BENİM ÜLKEMDE NE KADAR ÖNEMLİ İNSANLAR OLDUĞUNUZU BİLSENİZ ŞAŞIRIRDINIZ" DEDİ"

Hasan Şaş ile birlikte Terim'in yardımcılığını yapıp 2 şampiyonluk kazandınız. O süreci kısaca anlatabilir misiniz? Hasan Şaş ile takım arkadaşlığından sonra saha dışında çalışmak nasıldı?

- O dönemde kulübeyi izliyordu insanlar. Saha içi coşkuluydu ayrı ama kulübede de iyi hareket oluyordu (Gülüyor). Kavgalar, atılmalar. Yoğun çalıştık. İdare etmesi gereken çok zor insanlar vardı. Futbol olarak değil insani olarak. Bir problem çıktığı zaman bu sorunlar aile içinde kalmasını sağladık. Bizim görevimiz oydu. Çıkan tüm sorunları içimizde çözmeye çalıştık ve çözdük. Dışarı yansıtmadığınız zaman içeride olması gerektiği gibi çalışabilirsiniz. Sabah gidip gece çıkıyorduk kulüpten. Kulübe yeniden coşku getirdiğimize inanıyorum o dönem. Taffarel ve kim varsa çalışan hepimiz gerekeni yaptık. Coşku olmadığı zaman başarılı olmanız da çok zor zaten. Futbolculuk, hocalık, yöneticilik farklı şeyler. Sadece bilmek de yetmiyor. Futbolcular arasındaki bağları kuvvetlendirmek lazım. Biz Galatasaray'a gittiğimizde ilk yaptığımız iş, yemek masasında oturma düzeni dağınıktı mesela, onu hemen U şekline getirdik. Masör odasına tost çay falan söyleniyordu, onları kestik. İlk işlerimiz bunlardı. Lakayıt işleri kaldırmaz futbol.

Drogba, Sneijder gibi büyük geçmişleri olan karakterler transfer edildi o dönem. Onların antrenörü olmak, onları idare edebilmek zor oldu mu?

- O tarz oyuncularda hemen oynama isteği oluyor, kulübede beklemek zor gelebiliyor. Bunlar yaşandı diye söylemiyorum, biz bunlar nasıl yaşanmaz diye uğraştık. Sneijder gelmeden önce uzun süredir oynamama durumu vardı onu takıma adapte etme işi vardı. Drogba geldi mesela dünya yıldızı bir star adam. İlk tanıştığımızda Drogba'yla Hasan'la ikimize şunu söyledi, "Benim ülkemde ikinizin ne kadar önemli olduğunuzu bilseniz şaşırırdınız' demişti. Dünya Kupası döneminde orada çok izlenmişiz demek ki. Bunu bize Drogba söyledi! Drogba da biz bir şey söyleyince kaale alması gerektiğini anladı. Bunlar konuşarak çözülebilecek şeyler.

"HASAN ŞAŞ İLE HER ZAMAN BERABER ÇALIŞMAK İSTERİM"

Hasan Şaş ile çalışmak nasıldı?

- Hasan benim için çok farklı bir yerdedir. Futbolculuk farklı, idmandan sonra dağılıyorsun. Antrenörlük yaparken hep iç içeydik. Zor günler geçirirken yanında birisi varsa atlatırsın. Hasan gibi biri mesela. Bir ben Hasan'ı bir Hasan beni frenliyordu. Ekip olarak bir araya geldiğimiz zaman çok güzel muhabbet oluyordu. Fatih hoca, Taffarel, Hasan hoca bir analize girdiğimiz zaman acayip fikirler çıkıyordu. Bazı oyuncu vardır onu pohpohlamak gerekiyor, kimisi çıkıyor ona da kamçıyı çıkartmak gerekiyor deyim yerindeyse. Biz onu yaptık Hasan Şaş'la birlikte. Farklı farklı insan tipleri var. Zamanı gelince hangisini kullanacağını bilmek önemli. Bir de ben 4 dil biliyorum. Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Türkçe. O da yabancı oyuncularla konuşmak için avantaj oluyordu.

Bir fırsatınız olsa Hasan Şaş ile tekrar çalışır mısınız herhangi bir şekilde?

- Şuanda kendi özel işleri var Hasan Şaş'ın. Ben Hasan'ın hocalık yapmasını hep istiyorum. Tabii ki, Hasan'la her zaman her yerde çalışırım sıkıntı yok. Futbolculuk zamanında samimiydik ama aşırı samimi değildik. Antrenörlük zamanında iç içe geçtik resmen.
 
Futbolculuktan sonra sporu da bırakmadınız. Hangi sporlarla uğraştınız. Dövüş sporlarına ilginizin olduğunu biliyoruz...

- Ben 2 kere Dünya Kupası gördüm teniste kendi yaş kategorimde, seniorlarda. Antalya ve Hırvatistan'da. Dünya Kupaları gördükten sonra tenisten soğudum çok aşırı iyiler. (Gülüyor) Biz nasıl 5 yaşında futbola başladıysak onlar da tenise başlamış, arada çok fark var. ATP'de World Ranking'ten gelen adamlarla oynuyorsun. Buradakilerle baş edebiliyorum da orada edemiyorsun. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar insanla (Gülüyor). Ara sıra tenis oynuyorum, hala da iddialıyımdır.

- Bir de Wing-Tsun var. Atak ve defansın aynı olduğu bir dövüş sporu. Emin Boztepe var mesela büyük sporcularından, yakın dövüş sporu. Wing-chun yaparken 1 saat idman yaptıysan 2 saat ter döküyorsun. Bir kulüp bulamadım burada, bulsam devam edeceğim.

KULÜP SATIN ALIP TEKNİK DİREKTÖR OLMAK...

Şimdi de Tuzlaspor ile kariyeriniz adına en çok önem verdiğiniz projenin içerisindesiniz. Bir çok futbolcunun belki de hayali olan kulüp yöneticiliğinin yanı sıra teknik direktörlük de yapıyorsunuz. Bu süreç nasıl başladı ve devam ediyor?

- Galatasaray'dan sonra bir kafa izni yapmak istedim. O da biraz uzadı. Geçen sene Tuzlaspor'u aldık. En başta 5 kişiydik, Murat Erdoğan ve Cihan Haspolatlı'yla birlikteyiz. Hamit ve Yıldıray Baştürk de bizimleydi. Şimdi 3 kişi kaldık. Farklı bir şey yapmak istedik, futbolu futbolun içinden gelenler yönetsin diye düşündük. Maddi destek çok önemli bu işlerde. 2 ve 3. Liglerde belediyeler destekliyor, çoğu öyle. Biz kendi cebimizden karşılıyoruz herşeyi. Suni çimde oynuyorduk, biz normal çime döndürdük. Tesis yoktu futbolcuların yatacakları yerleri yoktu onları yaptık stadın içine. Belediye bize yardımcı oldu, Şadi Yazıcı Başkanımız. Sponsor işlerinde zorlanıyoruz. Diğer takımların bütçesi 10-15 milyonsa bizim bütçemiz 3-4 milyon oldu. Ligde kalmaya çalışıyoruz. Gergin bir dönem yaşadık geçen sezon ligde kaldık, ben sahaya indim. Bir şekilde işi götürmeye çalışıyoruz şu anda.



Futbolun saha içinden gelen birisi olarak futbol kulüplerinin de çektiği sıkıntıları daha yakından görme fırsatınız oluştu. Eski profesyonel futbolcu olarak bu zorluklar neler?

- Kafayı değiştirmen gerekiyor bir kere, farklı düşünmen lazım. Süper Lig'de gördüklerinle hiç alakası olmayan şeyler oluyor, görüyoruz. Görmeye de devam ediyoruz. Hem yurtdışını hem Türkiye'nin en üst düzeyini biliyoruz sonuçta. Alt ligler çok farklı. En büyük sıkıntımız tesisimiz yok, idmanları statta yapıyoruz. Bakımları zor oluyor bu yüzden. Altyapı için bir yer tahsis ettiler bize sağolsunlar. Suni çim saha ve futbolcular için bir binanın olduğu altyapı merkezimiz olacak. Sıcak yemek çıkan bir hale soktuk futbolcuların idman yaptığı yeri ama eksiklerimiz tabii ki çok fazla. Tesisimiz yok en önemlisi.

"BİR KULÜP SATIN ALARAK TÜRKİYE'DE İLKİ GERÇEKLEŞTİRMEK VE FUTBOLCULARI TEŞVİK ETMEK İSTEDİK"

Kulüp satın almak, onu yönetmek gibi bir planlama yapma amacınız neydi? Sadece ticari kaygılarla olması muhtemel değil, size yanlış gelen, düzelmesi gereken birşeyler olduğuna mı inandınız bu işe atılırken?

- Biz bir kere uzun vadeli olarak geldik. Biz hemen başarılı olup kupalar alacağız diye gelmedik. Daha altyapıyı düzeltemedik çünkü A takımımızda bir ton sorun var. Okan Üniversitesi Hastanesi var, bize sağlık hizmeti veriyorlar onun dışında sponsorumuz yok. Türk futbolunu Türk futbolcusu yönetmeli düşüncesi içerisinde hareket ederek böyle bir proje çıkarttık önümüze. Diğer arkadaşlarımıza da rol model olsun diye. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirip teşvik etmek istiyoruz. Kulüplere başkanlara baktığımız zaman neler görüyoruz, 'bu oyun kaç kişi oynanıyor' diyen başkanlar var (Gülüyor). Var bunlar, çok saçma sapan işler dönüyor. Sadece parası olduğu için bu işe giren var. Para evet çok önemli ama nasıl harcayacağını bilmessen boşa gider o para. Biz sabrediyoruz ve devam edeceğiz.

Görev dağılımınız nasıl Murat Erdoğan ve Cihan Haspolatlı'yla...

- Murat Başkan, Cihan Başkan Yardımcısı - Yönetici, ben de Sportif Direktör'üm, aynı zamanda takımın teknik direktörüyüm. İş bölümümüz bu şekilde.

Siz neden sahaya indiniz peki, aranızdaki iş bölümü neden bu şekilde yapıldı?

- Nedeni var mı, düşüyorduk (Gülüyor) Benim daha fazla bu konuda tecrübem olduğu için ben hocalık yapıyorum. Onlar ikisi de hocalık yapmadılar. Hocalık çok farklı bir şey, yönetilik gibi değil.



"UEFA KUPASINI ALDIĞIMIZ SENE 8 AY PARA ALAMADIK, BU PARALAR NEREYE GİTTİ DİYE BİZ SORDUK"

Futbolcuyken yöneticilerin halinden anlar mıydınız, işlerinin zor olduğunu düşünür müydünüz?

- UEFA'yı aldığımız sene 8 ay para alamadık biz 2000'de UEFA'yı aldığımız sene. Yöneticilerin halinden anlamamak ne demek? Biz onları baz alarak gidiyoruz zaten (Gülüyor) O dönem çok farklı, sen Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorsun, kafaya oynuyorsun, gelir var vs. ona göre değerlendiriyorsun bazı şeyleri. Biz sorduk o zaman bu paralar nereye gitti diye, bu kadar gelir varken? Bize gelmedi çünkü. Karşılıksız çeklerim duruyor hala. Habire çek alıyorduk. Herkes biliyor tabii geçiştirmek için olduğunu, çeki eline alan herkes 'ben paraya bakmaya gitmeyeceğim, nasılsa yatmamıştır' derdi. Sabah saat 8'de bir gidersin herkes sırada. (Gülüyor) 'Belki yatmıştır' diye... Şimdiki paralar dönmüyordu ki o zaman. Benim için vasat bir futbolcu şimdi 1,5 - 2 milyon euro'ya burun kıvırıyor. Biz o parayı 5 senede toplayamazdık. Biz imzayı atıyorduk, zaten yarısını da alamıyorduk. Ben Milan'a transfer olurken alacağımı hibe ettim kulübe.

Futbolda yönetici olmak isteyen profesyonel futbolculara veya spor yöneticiliği öğrencilerine 'sakın bunu yapma' veya 'yapmak istiyorsan şunu şunu göze al' dediğiniz bir şey var mı?

- Valla bankada olsun 100 milyon TL paran, gir hemen kulüp işine. Çok kolay olur herşey (Gülüyor). Sabırlı olmaları gerekiyor öncelikle, zor durumda olan bir kulüp alırsanız uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Futbolcuyken nasıl sabırlı olunması gerekiyorsa bazı şeylerde burada da aynı şekilde. Şimdi mesela transfer dönemi geliyor, altyapıyı düzeltmek gerekiyor onları bekliyoruz. Kulüpleri bileceksin, az çok tahmin edeceksin. Bilmen gerekiyor ne yapman gerektiğini. Yöneticilik nasıl yapılır bir tecrüben olursa daha çok işine yarar tabii. Çok ince ayrıntıları düşünmek gerekiyor. Sen şimdi transfer istiyorsun hoca olarak, normalde ne yaparsın yönetime söylersin, şimdi kendimize söylüyoruz (Gülüyor). Kendi takımımın yöneticisiysen ayrı, senin olmayan bir takımın yöneticisi olman farklı.

Tuzlaspor'un hedefleri ne olacak bu sezon? Lige tutunmaya çalışan bir takım görüntünüz vardı ilk yarıda, ligin ikinci yarısı için neler söylersiniz?

- Bazı şanssızlıklar yaşadık ilk yarıda ama iyi bir takımımız var. Son Sarıyer maçında mesela, ilk yarı 3-1, 4-1 bitmesi gerekiyor, 1-0 geride girdik. Pozisyona giriyoruz ama karşı karşıya alamıyoruz. İki maç üst üste kazanınca 6 puanla zaten bir anda yukarı çıkılıyor. İkinci devrede herşey çok daha farklı olacak, ben takımıma oyuncularıma güveniyorum. Şanssızlıkları da yenmemiz gerektiğini biliyor oyuncularımız. Kazanma alışkanlığı edinebilirsek arkasının geleceğine inanıyorum ben. Tüm futbolcularımız kendisine güvenirse, biz kazanacağız derse ligi istediğimiz yerde bitireceğiz kısmet olursa.

"SÜPER LİG KULÜBÜNE 30 MİLYON, 2. LİG KULÜBÜNE 900 BİN TL VERİRSEN ALTYAPI NASIL GELİŞECEK?"

Alt Liglerin geliştirilmesinin Türk futbolunun gelişmesinde önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz. Bu da biraz gelir farklılıklarından oluyor. Hem bir alt lig kulübü sahibi hem de hocası olarak ligler arasındaki gelir dağılımının farkı için ne dersiniz?

- Futbolcu nerede yetişir, 2. 3. Lig'de. Biz nasıl yetiştik? Hepimiz alt liglerde oynadık. Bütün parayı Süper Lig'e 1. Lig'e ayırırsan bu insanlar nasıl yetişecek peki? O konulara şimdi girersek hiç çıkamayız. Fark o kadar büyük ki anlatmakla bitmez. 2. Lig'de evinde kazanırsan 55 bin, deplasmanda kazanırsan 65 bin TL, 45 bin TL berabere kalırsan alıyorsun. Yenilirsen de 35 bin TL. Bunları Süper Lig'le kıyaslarsan farkı anlarsın. Süper Lig'de galibiyette 2 milyon TL alınıyor. 2. Lig'de ayak bastı parası 900 bin TL. 1. Lig'de 8 milyon TL, Süper Lig'de 30 milyon TL. E sen nasıl oyuncu yetiştireceksin peki alt liglerde? O yüzden kulüpler başlıyor gurbetçi avına, Almanya, Hollanda, Avusturya neyse. Oyuncu gelemiyor ki alttan. Sen de ucuza dışarıdan oyuncu bulmaya çalışıyorsun. Aynı bizim gibi Almanya 6. Ligi'nden ucuz Türk oyuncu bakıyorsun. Yurtdışından getireceğim gurbetçi oyuncudan daha fazla verim alırım diyorsun kulüp yöneticisi olarak.



"'BENİM OĞLUM SERGEN'İN DAHA HIZLISI' DİYEREK ÇOCUĞUNA TORPİL İSTEMEK OLMAZ"

Altyapıları düzeltmek için torpil olayının çok engelleyici olduğunu biliyoruz. Futboldan gelip yönetici olunca bunlar da engelleniyor olmalı otomatik olarak...

- Futbolda torpil bir yere kadar. O yetenek yoksa kesinlikle kaybolursun. Torpille birini Galatasaray, Beşiktaş veya Kayseri'de oynatabilir misin? Torpil hiçbir yerde olmaması lazım. Altyapıya birinin çocuğu alınacak mesela geliyor babası 'Benim oğlum Sergen gibi, hatta driblingi daha iyi' diye. Hani nerede bu çocuk o zaman, niye oynamıyor? (Gülüyor) Futboldan gelip yönetici olunca torpille takıma adam alma olayı da bitiyor, zaten doğrusu da bu. Torpil anca şöyle olur, çocuk 5-6 yaşındadır, tanıdığın varsa bir kulübe götürür yazdırırsın eğitim alsın diye. Avantajın sadece tanıdık vasıtasıyla bir kulüp seçmesine götürmek olabilir. 15-16 yaşında çocuğu bir yere alamazsın, o çocuk 1 sene sonra profesyonel. Anne babaların da gerçekçi olması lazım.

"FUTBOLCU KARDEŞLERİMİZ HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMASINLAR!"

Profesyonel Futbolcular Derneği'nde de benzer idealler için bulunduğunuzu biliyoruz. TPFD'deki çalışmalarınız nasıl gidiyor?

- Evet biliyoruz sıkıntıları, Türk futbolcusunun yaşadığı sıkıntıları biliyoruz. Biz onların mücadelesini vermeye geldik. Türk futbolcusunu korumak adına belirli işlere imza attık. Sadece aktif olanlar değil, bırakanlar olsun, onların aileleri olsun herkese yardım elini uzatmaya çalışıyoruz. Yardım ederken durumlarına bakıyoruz tabii ki, hep istemek de olmuyor. Eğitim olsun, hukuk, sağlık alanlarında olsun, kulübü, kendisi veya gelişimi ile ilgili her konuda futbolculara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Federasyon da sağ olsun bizi bu konuda destekliyor. Federasyon ile işbirliği içerisinde projelerimizi yapmaya devam ediyoruz.

Bundan sonra neler yapacaksınız aklınızda olan projeler var mı?

- Futbolculara avukat veriyoruz, kulüplere gittik yerinde konuştuk hemen hepsiyle. Hakan başkanmız çok emek verdi, bu işi çok iyi götürüyor. Biz de yönetim olarak ona destek oluyoruz. Futbolcunun her derdine deva olan bir derneğe ve başkana sahibiz, çalışmaya devam ediyoruz. Sık sık bir araya gelip sorunları görüşüyoruz, değerlendirmeler yeni projeleri konuşuyoruz. Herkesi memnun etmeye çalışıyoruz elimizden geldiğince.

Futbolcuların dernek ile olan ilişkisini yeterli buluyor musunuz?

- Yerli oyuncular daha fazla düşünüyor tabii ki derneği, yabancılar biraz burada kendilerini geçici diye düşünüyorlar. İlk başlarda yabancılar yıllık 50 TL'lik aidatı bile ödemeyi reddetmişti sen de biliyorsun. Biz herkesi bilgilendirmeye çalışıyoruz, Türk - yabancı ayrımımız zaten yok. Onlar bize güvenmeleri gerekiyor. Sessiz kalmamaları gerekiyor futbolcu kardeşlerimizin, bunu bilmeleri gerekiyor. Sessiz kaldıkları sürece silinip giderler bunu bilsinler. Bir sorunları varsa bunları dile getirmeliler.















GableMonroeClift
X

X