İLYAS KUBİLAY YAVUZ 10 NUMARA FORVET'

Türkiye Profesyonel Futbolcular Derneği olarak daha önceden de duyurduğumuz gibi futbolcu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz veya ağabeylerimiz ile gerçekleştireceğimiz röportaj serilerinin startını vermiş bulunuyoruz.

Bu adımdan hareketle ilk röportajımızı, okuyunca sizlerin de ilgisini çekeceğine inandığımız, kariyeri ilginç anlarla dolu bir isimle; Keçiörengücü'nden İlyas Kubilay Yavuz ile gerçekleştirdik.

Geçtiğimiz sezon 3. Lig'de gol krallığı yaşayan İlyas Kubilay Yavuz’la Beşiktaş altyapısında başlayan, Güney Koreli menajeri ile devam eden ve sonrasında gol krallığına uzanan, inişi de çıkışı da anlattığı, alt ligler ve Türk futbolu ile ilgili tespitlerini konuşma fırsatımız oldu.

Başarılı futbolcu arkadaşımız Kubilay'ın samimi açıklamalarını okurken genç futbolcu arkadaşların kariyerlerini planlama ve gelişimleri açısından önemli çıkarımlar yapacaklarına inanıyoruz.

Beşiktaş'tan Keçiörengücü'ne uzanan kariyeri, kaliteli tespitleri ile 1994 doğumlu 10 numara pozisyonunda oynayıp Gol Kralı olan İlyas Kubilay Yavuz karşınızda...

Röportaj: Lemi Çalığ
Fotoğraflar: İlker Kurşun

BEŞİKTAŞ’A GİRİŞİ VE 12 YAŞINDA GÜNEY KORELİ MENAJERİN KEŞFİ

Çok küçük yaşta Beşiktaş altyapısına girdin, yaşından büyükler ile oynatılacak kadar potansiyelli olduğun görüldü. Ana haber bültenine çıkacak kadar yeteneklerin keşfedildi. Seni Koreli bir menajerin keşfetmesi ve sözleşme yapmanız ile devam eden bir süreç oldu. Öncelikle Beşiktaş altyapısına giriş hikayeni dinleyebilir miyiz?

- Beşiktaş'a İzmir'den İstanbul'a babamın işi nedeniyle taşındığımızda gittim. Babam Beşiktaş'a gitmemi istemişti. Futbol okulları olur ya kulüplerin para ödenerek gidilen, o şekilde kayıt oldum. Kayıt olduktan ve idmanlara çıktıktan 20 gün sonra beni altyapıya dahil ettiler. İlk taksitini yatırdık, sonra altyapının parçası oldum. Gözlemliyorlarmış futbol okullarını. Bu şekilde girmiş oldum Beşiktaş altyapısına.

Zamanında ana habere çıktığı görüntüler...



Beşiktaş'ta basına da yansıyan ve Türkiye çapında tanınmanı sağlayan Koreli bir menajerin seni keşfetmesi ve seninle özel olarak ilgilenmesi konusu var. (FIFA Menajeri Kim Young)

- Koreli bir FIFA menajerlik şirketinin her ülkeden oyuncu keşfine çıkması ile yollarımız kesişti. Bazı ülkelere gidip oyuncu beğenmemişler hatta. Biz de bunları sonradan öğrendik. Beşiktaş minik takımlarında oynadığımın 2. senesinde beni buldular ve iletişime geçtiler. Tesadüfen Galatasaray ile oynadığımız bir maçtan sonra görüştük ve sözleşmeler imzaladık. 9 sene de birlikte çalıştık.

Menajerliğini yapan Koreli ile çalışmaya devam ediyor musun?

- 9 sezon çalıştıktan sonra yollarımızı ayırdık. Benim geleceğim açısından kariyer planlamam yapılmadı. Benim açımdan da çok parlak olmayan bir dönemime denk geldi ve yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Koreli menajerimden ayrılmamın asıl nedeni ailem ile de fikir ayrılıkları oluştu. Şunu söylemem lazım Koreli menajerim en kötü olduğum zaman bile benim arkamda durdu, desteğini esirgemedi. Anlaşmamızın bir parçası olarak düzenli ödeme alıyorduk zaten. Maddi olarak bir yardım var ama ülke içinde yabancı bir menajer çok yabancı kalıyordu olaylara. Onların istekleri ve ailem ile benim isteklerim çakışınca ayrılmak durumunda kaldık.

right“ÇOK KÜÇÜK YAŞTA ANORMAL MEŞHUR EDİLİNCE İSTER İSTEMEZ…”
  

O dönem senin de oynadığın Beşiktaş jenerasyonunda önemli isimler vardı. Yine senin gibi çok meşhur olmuş Muhammed Demirci de var örneğin.

- 94-95 jenerasyonu olarak çok başarılı bir jenerasyonun içinde oldum. Muhammed Demirci de onlardan biri. Zaten çok da iyi bir arkadaşımdır kendisi. İnanılmaz bir yeteneği vardı, hala da öyle. O da doğru kişiyle, ona inanan hocayla karşılaştıktan sonra bence kendisini bulacaktır. Kendisini bulduğunda aynı çıkışı yakalayabilecek bir yetenektir kendisi.

Çok küçük yaşta büyük beklenti yaratılan sen ve Muhammed Demirci'nin şuanda Süper Lig'de oynamamasının nedeni nedir sence? Genç yaşta meşhur olan futbolcuların yaşadıkları zorluklar oluyor mu?

- Çok genç yaşta çok büyük sorumluluklar yüklediler bize. 12-13 yaşında ne oldum diyorsun bir kere, kim olsa der. Hayal dünyan küçük, neler oluyor diyorsun. Kaldıramadık demeyeyim de 2-3 sene o popülerlik durumunu atlatamadık. 12 yaşında A Takım'da oynayacak halimiz yoktu sonuçta. O dönemi çok abartılarak geçtik. Çok abartılınca mesela bu çocuk olmuş, geliştirilecek neresi var gözüyle de bakılıyor. Bu da çok yanlış. Kendi halimize bırakıldık. Gelişmemize devam edilseydi, hakkımızda çıkan haberlerin de bize bir katkısı olurdu ve başarılı oyunumuza devam edebilirdik.

Senin oynadığın dönemden başka kimleri sayabilirsin Beşiktaş'tan tanıdığımız...

- Erkut Şentürk örneğin. 1. Lig'de oynayan arkadaşlarım da var. Gaziantep B.B'den Himmet var, o da süre bulmaya başladı mesela. Bizden bir önce 93'lülerden Hasan Türk var. Türkiye Şampiyonlukları yaşadık, yıldız takım ve minik takımlarda. Onlardan önce de Necip ağabeyler var zaten.

Senin durumunda olan, büyük takımların alt yapısında yetiştikten sonra A Takım'a çıkamadan ayrılan futbolcu sayısı çok fazla. Herkesin bir nedeni var ve bunlar da genelde benzer nedenlerden dolayı oluyor. Sen Beşiktaş altyapısına girdikten sonra nasıl ayrılmak zorunda kaldın?

- Bizim orada ilerisini göremememizin nedeni o zamanki şartlardı. Öğrendiğim herşeyi Beşiktaş'tan öğrendim diyorum ama Beşiktaş'ta ister istemez bir takım haksızlıklar yaşadım. Gelişme çağında boyum çok uzamıyordu. Başımıza geçen hocalar tarafından bu bir sorun olarak görülüyordu. İyi de oynadığım bir dönemde oynamamaya başladım. Sonra "Gelişimini problem etme, daha fazla oynayabileceğin bir yere gidebilirsin" tarzında konuştular. Ben de ilk ayrılığımı yaşamak zorunda kaldım. Devam edebilirdim ama oynamak için ayrıldım mecburen. Kalabilirdim ama oynamamayı göze almalıydım bu sefer, bunu tercih etmedim. Önemli olan oynamak, takımın ismi cisminden ziyade ben oynamak zorunda hissettim kendimi. Böylelikle Eyüpspor'a gittim...



Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra gittiğin kulüpler arasında Eyüpspor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor (Başakşehir FK), Büyükçekmece Tepecik, Erzin Belediyespor, Tarsus İdman Yurdu var. Buralarda neler yaşadın?

- Koreli menajerimin Türkiye'de fazla bağlantısı yoktu. Onlarla ayrılığımızın nedenlerinden birisi de Türkiye içi bağlantılarının zayıf olmasıydı. Türkiye'de az sayıda tanıdığı olduğu kulüplerden birisi Eyüpspor'du. Oralarda transfer piyasası diye bir şey yok zaten. Eyüp'de aradığım günleri buldum, form tutum. Burada yetiştirme bedelim yüzünden profesyonel olamadım. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a gittim, şimdiki Başakşehir'e. Orada A Takım'a kadar çıktım 5 ayda. Ha profesyonel oldum ha olacağım derken burada da yetiştirme bedelim sorun oldu. O dönem Abdullah Avcı hocam Milli Takıma gitmişti, A Takım'ı Carlos Carvalhal çalıştırıyordu. Burada da profesyonel olamayınca Beşiktaş geri çağırdı bu sefer.

“BÜYÜK TAKIM ALTYAPISINDAYKEN YAŞANABİLECEK EN BÜYÜK ZORLUK…”

Yeniden Beşiktaş'a, başladığın yere geri döndüğünde neler oldu peki? Seni Beşiktaş formasıyla neden izleyemedik?

- Beşiktaş'ta hatırı sayılır bir süre 6-7 sezon oynadım. 150-200 bin ₺ civarı bir rakamdı yetiştirme bedelim. Uzun süre Beşiktaş'ta oynadığım için yetiştirme bedelim hep yüksek bulundu. Ben hep filiz lisansımla gidiyorum ama kulüpler Eyüpspor da Başakşehir de yetiştirme bedelini ödemediği için profesyonel olamadım bir türlü. Beşiktaş'a geri döndüğümde de açıkçası beni profesyonel yapacaklar umuduyla gittim. Ancak tabii ki böyle olmadı, pek yüzüme bakmadılar açıkçası ve en büyük haksızlığı da orada yaşadım bana göre. Bana çok değer veren hocalarım da vardı, beni oynatan güvenen hocalarım vardı ama olmadı bir şekilde. Sadece ben değil, neredeyse tüm A2 Takımı dağıtıldı, yetiştirme bedellerinde kolaylıklar sağlanacağı söylendi ve hepimiz farklı takımlara gittik yığılma olacağı için.

Büyük takım altyapısındayken bir oyuncunun yaşayabileceği en büyük zorluk nedir sence?

- A2'den A Takım'a geçmek genç bir futbolcunun başarabileceği en zor şeydir bana göre. Çünkü büyük kulüpler kolay kolay A Takım'a alıp oynatmak istemiyor, diğer kulüpler de yetiştirme bedeli ödemek istemediği için arada çok kalıyorsunuz. Kendinizi kanıtlayana kadar sancılı bir süreç yaşıyorsunuz. Ben de baya sorun yaşadım diyebilirim. Sonra Büyükçekmece Tepecik'te profesyonel olabildim. Burada da farklı sorunlar yaşadım. Çok iyi arkadaşlar edinip çok sevdiğim insanlarla tanıştım. Genç oyuncu olarak gittiğim Tepecik'te genç oyuncu ağırlıklı bir yapı yoktu. Takımın kimyası buna göre kurulmamıştı bana göre. Şanssızlığım oydu. Bana kasten yapılan bir şey yoktu. En çok zorluğu yeni profesyonel olduğum dönemde Tepecik'te çektim.

ALTYAPIDA GENÇLERİN A TAKIM’A ÇIKMASINI ZORLAŞTIRAN ‘DEVRECİLİK’ Mİ?

Genç oyuncu olmana rağmen diğer pozisyonlardan daha fazla sorumluluk alman gereken bir pozisyonda oynuyorsun. Bu da ekstra bir zorluk olabilir. O dönemki takımının genç oyuncu oynatmama durumunu askerlikteki gibi 'devrecilik' mantığı olarak nitelendirebilir misin?

- Evet, o zaman o tip şeyler çok vardı. Altyapı döneminde mesela. Gençken kendimizi kanıtlamadığımız zamanlarda topu ayağında 1 saniye bile fazla tutsan hemen kızanlar oluyordu takım içinde. "Kendini kanıtlamadan bu işlere girme" gibi laflar duyuyorsunuz. İnsanın bir oyun stili var, o kısıtlanıyordu. Bu şekilde de baskı altında çok kalıyordunuz. Tepecik'te de olmayınca Erzin'e kiralık gittiğim dönem oldu ve orada benim için herşeyin iyi gitmeye başladığı dönem başladı.

Erzin döneminde şuana kadar olmayan ne oldu senin için ve bir anlamda hayatın değişti?

- Erzin'de beni ben yapan Ergün hocamla tanıştım. Bende emeği inanılmaz büyüktür. Allah ondan razı olsun. Saha içinde bana koşulsuz güveniyordu. Benim ona ihtiyacım varmış demekki kendimi bulabilmem için. O döneme kadar herşey benim açımdan kötü gidiyordu. Saha içinde benim yaptıklarıma hiç müdehale etmedi, sadece eksiklerimi söyledi ve çok güvendiğini hep gösterdi. Bir futbolcu için saha içinde size güvenildiğini hissetmek çok çok önemlidir. Özgüven olmadan sorumluluk almanız imkansız. Bunu sağladı Ergün hocam bana. Bizim bölgemizde kötü oynadığınız zaman hemen göze batıyorsunuz. Farklı bölgelerde belki idare edebilirsiniz kötü olsanız da o anda ama bizim bölgelerimizde bunu yapmanız çok zor. Oraya devre arasında gittim. Sezon bitene kadar gol veya asist fazla yapamadım ama hocam ikinci sezonumda bana çok güvendi ve oynatmaya devam etti. İkinci sezonum orada başlarken Koreli menajerle yollarımız ayrılmış oldu zaten. O andan sonra da zaten takım olarak da bireysel olarak da çıkışım başlamış oldu.

“BEN GİDECEĞİM TAKIMDA ÖNCE HUZURA BAKIYORUM”

Erzin'deki performansından sonra bir piyasan oluşmuş oldu normal olarak. Transfer gündeme geldiğinde tercih yapmak için herkesin çeşitli nedenleri olabiliyor; Maddiyat, daha fazla oynama ihtimalin, yeni takımında seni tanıyan hocanın olması, popülerlik vs. gibi. Transfer yaparken sen bugüne kadar nelere dikkat ettin ve sence nelere dikkat edilmeli?

- İşler iyi giderken zaten öncelik sen oluyorsun. Tercih yaparken seçme şansın oluyor, daha rahat oluyorsun. Ben mesela Tarsus'a giderken hocam Tarsus İdman Yurdu ile anlaşmıştı. Beni de o şekilde almak istedi. Ben her zaman oynarken huzur istiyorum. Bu yüzden de bildiğim hocamın yanına gitmek istedim. Transfer tercihinde her zaman hoca faktörüdür önemli olan bana göre. Sana güvenen birisi arkandaysa performansın da kesinlikle artıyor, ben bunu gördüm.

Tarsus maceran hocan sayesinde başladı ve burada Gol Krallığı'na kadar giden kariyerinin zirvesini yaşadın.

- Kiralık dönemim bittikten sonra Tepecik'le bağlarımı kopararak Tarsus'a gittim. Tarsus'ta da herşey iyi geçti benim adıma. Taraftar desteği çok iyiydi. Zaten Tarsus kendisini hissettirdi camia olarak. İç sahada oynadığım maçlarda özellikle saha güzel, iklim güzel, seyirci de çok olunca ben çok keyif alıyordum oynarken. Takım olarak iyi gidiyordu herşey. Liderlik mi şampiyonluk mu derken ikinci dönem bir düşüş oldu. Ergün hocam Tarsus'tan ayrıldı. Hocamız ayrıldıktan sonra düşüşü durduramadık, nitekim play-off'u kaçırdık. Gerçi bir sezon sonra da kaçırdık. Bu sezon Keçiören'de inşallah darısı şampiyonluğa olur.



Seni Tarsus'a getiren hocan ayrıldıktan sonra kendini yalnız hissettin mi?

- Atlatma sürecim oldu tabii ki. 1 hafta 10 gün depresyona girdim diyebilirim. Sonrasınra profesyoneliz tabii ki, atlatmak zorundaydım. Hoca gittikten sonra hepimiz çok üzüldük, herkes çok seviyordu çünkü. Ama oynamamakla ilgili endişem olmadı çünkü takımın bir parçası olmuştum artık. Sonrasında da 2 hoca daha değişti ama malesef düşüşü durduramadık. Maç kazanamadık, kolay gol yiyorduk. Benim açımdan iyiydi goller atıyordum ama takım olarak şanssızlık yaşadık.

Santrafor olmadan gol kralı olman çok dikkat çekti. Tarsus'ta önünde santrafor oynayan takım arkadaşınla bir rekabet yaşadın mı veya aranızda kıskançlık oldu mu?

- 11 tane asistim vardı. Muzaffer ağabey oynuyordu önümde. Aramız hep iyiydi, bir kıskançlık olduğunu hissetmedim. Ona da çok gol attırdım (Gülüyor). Onun için de güzel bir gol rakamı oldu, o da 14 tane gol attı. Her zaman aramız iyidir, Muzaffer ağabeyle aramızda kıskançlık olmaz...

“GOL KRALI OLMAK İÇİN ÖZEL ÇABA SARF ETMEDİM”

Mevkin çok değişkenlik gösteriyor. Tarsus'un sana gol krallığı ile birlikte böyle bir katkısı da olmuş anladığımız kadarıyla...

- Gol atmaya başladıkça bu sefer markaj başlıyor. Bu sezon da rakiplerimiz sağolsun rahat bırakmıyorlar. (Gülüyor) Markajdan çıkabilmek için kanatlara gidiyordum, bu sefer orada geliştirdim kendimi. Çünkü markajın kucağında kalırsanız oyun olarak bir şey yapma şansınız azalıyor. Ben hiçbir zaman gol kralı olmaya çalışmadım. Çok atmak nasip oldu ve attım. Benim için her zaman saha içinde sorumluluk almak önemli oldu. Takımım kazansın diye düşündüm hep. Kötü oynadığım bir maçta bile en azından sorumluluk alıp denedim diyebilmem gerekiyor. Goller asistler de hep bu şekilde gelişti. Hiçbir zaman maça çıkıyorum, 2 tane daha atmam lazım, sıralamada gerideyim daha fazla atmam lazım gibi kendi kendime düşüncelerim olmadı.

Tarsus'taki başarından sonra söylediğin takım seçme özgürlüğün ilk defa karşına gelmiş oldu. Keçiören'i seçip 2. Lig'e adım atman nasıl oldu? Koreli menajerin de yoktu artık yanında...

- Süper Lig'den 1. Lig'den de teklifler aldım ama ben huzurlu olmayı seçtim dediğim gibi, beni tanıyan hocamın yanına geldim. Yönetim ve hocam da fedakarlıklar yaptılar bonservisim konusunda vs. Şimdi buraya geldim, iyi ki de gelmişim. İşler yolunda gidiyor şuanda. Çok mutluyum...

“BÜYÜK TAKIM ALTYAPISINDAKİ ARKADAŞLARIM PİŞMEK İÇİN ALT LİGLERE YA DA ANADOLU KULÜPLERİNE KESİNLİKLE GİTMELİ”

Bir üst lige transfer olma aşamasında ne gibi zorluklar yaşanıyor sence Türkiye'de?

- En başta güven sorunu oluyor. Tok alıcı şeklinde bakıyor kulüpler olaya ve bir üst lige transfer olurken önce düşük maliyete almaya çalışıp, eğer tutarsa ikinci sezon hak edilen parayı vermeye başlıyorlar. Kulüpler almak istiyor örneğin, bonservisi veriyor ama bu sefer futbolcuya çok az paralar teklif ediyorlar. Ben her zaman oynarken daha üst liglere çıkabilmek için oynuyorum doğal olarak. Bir de üst lige giderken sana bakıyorlar, bu ligin topçusu musun diye. Bunu kaldırabilir mi diye. Bu konuda da haklılar belki de ona bir şey diyemem.

Senin durumunda olan oyuncular, yani büyük takımların altyapılarında olan veya Süper Lig kulübünün altyapısında oynayan genç futbolcular "pişmek" için yada kariyerini yukarıya taşımak için Anadolu kulüplerine - alt liglere gitmeli mi sence?

- Kendimden örnek vereyim, Beşiktaş'ta oynarken başka kulüpleri asla hayal edemiyorsun. Kafanda sadece Beşiktaş'a hizmet etmek oluyor. Anadolu kulüpleriyle ben kendi durumum yüzünden tanıştım. Anadolu kulüplerinde oynamak gelişim açısından çok daha yararlı oluyor kesinlikle. Ayrılma döneminde olaya daha geniş bakabilsek çok daha faydalı olurdu. Anadolu kulüplerinin süre verme şansı daha fazla oluyor ve kendini bulabiliyorsun. Ben, benim durumumda olan arkadaşlarıma kesinlikle tavsiye edebilirim Anadolu kulüplerinde veya alt liglerde oynamayı. Önemli olan süre bulabilmek çünkü...

Bugüne kadar pişmek için Anadolu kulüplerine giden ve adını bir daha duymadığımız yüzlerce isim sayabiliriz. Bunun nedeni ne sence?

- Profesyonelliğe geçişte kimse sana inanmıyor çünkü de ondan. Daha maçı yok, ne yapabilir ki diye bakıyorlar sana kafadan. Ne kanıtlamış ki tarzında. Kendini kanıtlaman için sana inanan bir hocayla karşılaştıktan sonra sen de kendini buluyorsun süre alarak ve gerisi geliyor zaten. Ülkemizde ilk oynatma sıkıntısı var malesef.

3. LİG VE 2. LİG ARASINDA NE FARK VAR?

Şuana kadar 3. Lig'de top oynadın. Şimdi 2. Lig'desin. Oynadığın liglerdeki farklılığı nasıl tarif edersin?

- Bence 2. Lig, 3. Lig'den daha keyifli. Seviye zorlaştıkça oyun kalitesi artıyor. 3. Lig'de oyun mücadele etmeye daha çok dayalı. Genç oyuncu sayısı daha fazla orada, mücadele daha sert fiziki olarak diyebilirim. 2. Lig'de ben daha rahat ettim. 3. Lig'de sırtım dönük top alamıyordum mesela, 2. Lig'de şimdi daha kaliteli, daha bilinçli oyunlar oynanıyor. 3. Lig'de kontra atağa dayalı oynanıyor genelde. 2. Lig'de genelde herkes kendi oyununu oynamaya çalışıyor. Bana bunu hissettiriyor şuanda. Biz mesela takım olarak bu ligin üzerinde oynuyoruz bence.

“KEÇİÖRENGÜCÜ OLARAK BU KADROMUZLA 1. LİG’DE OLSAK BENCE BAŞARILI OLURDUK”

Keçiörengücü olarak bu kadronuzla 1. Lig'de olsaydınız şansınız ne olurdu sence?

- Bence başarılı olurduk. 10 haftada 34 tane gol attık. Bu çok absürd bir rakam. Çünkü biz akıcı oynuyoruz ve hep golü düşünen bir yapımız var. Bunda hocamızın katkısı çok büyük tabii ki. Çok çalışıyoruz ve bu da sahaya yansıyor.

Bu sezon 2. Lig'e damga vuran, herkesin konuştuğu orta sahanın gerisinden attığın bir gol var. O anı anlatabilir misin bize?

- Kariyerimin en güzel golüydü tek kelimeyle. Kalecinin 2-3 poziyon önce sık sık önde olduğunu gözlemliyordum. Biz o anda skoru tutmaya çalışıyorduk ve sahamızdan çabuk çıkamıyorduk. 10 kişiydik zaten o anda. Ben dediğim gibi kaleciyi sürekli önde görünce fırsatım olursa vururum diye düşündüm birkaç pozisyon önce. Kendi sahamızda topu aldığımda penaltı noktası civarındaydı kaleci. İyi bir vuruşla gol atabileceğime inandım o anda. Ayağımın üstüyle kapattım kaleye doğru. Bombeli gitseydi, kaleci yetişebilirdi. İnanılmaz bir andı benim için, nasip oldu atmak.

Kubilay'ın orta sahanın gerisinden attığı o gol



“SAHAYA ÇIKTIĞIN SÜRECE KENDİNİ GÖSTERME ŞANSIN HER ZAMAN VARDIR”

Keçiören'e gelene kadar birçok zorluk çektiğinden konuştuk, benzer durumda olan arkadaşların gibi sen de zor dönemler geçirdin. Hiç futbolu bırakmayı düşündün mü? Zorluklara dayanamayıp bırakanlar da çok oluyor çünkü...

- Futbolu bırakmak için inanın çok fazla sebebim oldu. Futboldan keyif alamadığım çok zaman oldu. Maddi boyuttan ziyade kendini gösteremiyorsun. Benim için bu büyük sorun oldu. Kendine inanmak burada önemli diye düşünüyorum. Sonuna kadar peşinden gitmek var tabii ama bunu da körü körüne yapmamak lazım. Bir daha başıma gelse yine devam ederdim. Sahaya çıktığın sürece kendini her zaman gösterme şansın vardır.

Sezon boyunca maç - idman derken yorucu bir sezon geride kalmış oluyor. Sen yazın kendine ait program dahilinde çalışıyor musun? Profesyonel bir sporcu olarak nasıl geçiriyorsun yaz tatillerini?

- Mümkün olduğunca futbolu özlemeye çalışıyorum bir kere. Bir süre uzak kalmak istiyorsunuz kafa olarak da vücut olarak da yenilenebilmek için. Futbolu çok çabuk özlüyorum, hemen bir top bulup futbol oynamak istiyorum açıkçası. Halısahalarda oynamıyorum sakatlık oluşmaması için ama bir şekilde topa vuruyoruz yine de. Kulüpler bir çalışma programı veriyor ama ben bir takımda 2 sezon geçiremediğim için sezon başlarken program hiç alamadım. Koşu - kuvvet çalışmaları vs. yapıyorum mutlaka. Özel hoca eşliğinde çalışan arkadaşlar da oluyor ama ben kendim çalışmayı daha çok seviyorum. Belirli bir seviyede kalmak için mecbursunuz hazır olmaya. 12 ay boyunca her gün ertesi gün maç varmış gibi hazır olmak gerekiyor.

Kendine bakma konusunda futbolculuk mesleğini icra eden arkadaşların çok yanlışlar yaptığını görüyoruz. Sence senin yanlışların neler, özeleştiri yapabilir misin?

- Örneğin akşam saat 10.30'da "ben yatıyorum1 diyip ışıkları kapatıp yatabilen birisi değilim. Uykum gelince uyurum. Normalde çok uyurum, boş zamanlarımda uzun süreli uyurum hatta takım arkadaşlarım çok dalga geçer benimle. Kendimi sıkmıyorum o konuda. Aşırı yemek yemek veya idman sevmemek gibi huylarım yoktur... Kulüpte zaten kusursuz besleniyoruz. Zaten kötü bir şey yaptığında vücuduna hissediyorsun. Çok fazla kendini kasınca, maç haftasında vitaminimi alayım, yok şunu yapayım çok iyi olacak gibi özel şeyler yapmayı sevmiyorum. Yapınca insan kendini baskı altına alıyor. Bunu tercih etmiyorum.

Pişmanlıkların var mı peki kariyer planlamanda? Şunu keşke yapmasaydım tarzında...

- Öyle değil ama keşke şu tecrübelerimle yaşım bir kaç yaş daha küçük olsaydı. Ben 94'lüyüm ve önümüzdeki 2-3 sezonda yaptıklarım benim için belirleyici olacak. Daha üst seviye oynayabilmek istiyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Daha genç olsaydım daha uzun bir sürem olurdu önümde. Bunun dışında bir pişmanlığım yok çünkü o zamanki şartlarda ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım ve geçti o günler.



"SORUN YABANCI OYUNCUDA DEĞİL, KALİTESİZ YABANCIYA ÇOK DEĞER VERMEKTE"

Gelelim güncel konulara. Biraz klasik olacak ama en üst ligdeki yabancı oyuncu serbestliği konusuna. Sence şuanki sistem kaliteli Türk oyuncu yetişmesini engelliyor mu?

- Mesele takım doldurmak için alınan yabancılarda bence. Şuanki yabancı sınırı kuralına ben karşı birisi değilim. Bakış açıları hep yabancı futbolcunun Türk oyuncudan üstün görülmesi. Sakıncalı olan bu bence. Yabancı hep daha üst seviyede olarak görülüyor koşulsuz. Türk oyuncusuna güvenilsin, yetersizse yedek otursun o önemli değil. Sorun yabancıyı hep üst düzey görme sorunu var. Biz önemsiyoruz yabancıları. Onlar oynamak için gelip gidiyorlar, o kadar. Altyapılarda yabancı oyuncular oynatılıyor mesela. Bana mantıksız gelen mantıklar bunlar. Kaliteli yabancının gelmesi ligin de takımların da kalitesini arttırıyor ama kalitesiz yabancı Türk oyuncusunun önünü tıkıyor. Bu aranın bulunması lazım.

Düzeltilmesi gerekenin hep alt yapılar olduğunu söylüyoruz. Peki büyük takımlar, transfer yapacakları zaman veya oyuncu havuzu bulundurmak için alt liglerin, Anadolu kulüplerinin altyapılarının taramasını yapıyor mu sence?

- Süper Lig'de transfer yapılacağı zaman hemen uçaklar kalkmaya başlıyor yurtdışından. Türkiye'den, alt liglerden oyuncu taraması yapıldığına inanmıyorum, Süper Lig kulüplerinden bahsediyorum. Benim yaşımda veya benden genç çok kaliteli çok arkadaşım var. Mert Hakan Yandaş var mesela yıllardır bir çıkışı vardı, Sivas'a gitti ve hak ettiğini aldı. Bu tip örneklerin bana göre artması gerekiyor. Gol sayısı azsa veya asisti azsa kimse yüzüne bakmıyor. Ben mesela geçen sezon bu kadar çok gol atmasam belki de bu kadar ön planda olmayabilirdim. Oyuncunun kendisi, yapabilecekleri, takıma uygun olup olmayacağı takip edilse daha iyi olur diye düşünüyorum.

“TEMBEL TÜRK FUTBOLCU DA VAR YABANCI FUTBOLCU DA”

Herkesin örnek gösterdiği Altınordu projesi var mesela altyapı için. Altyapıları düzeltmek için Altınordu'nun yaptığının aynısını yapmak değil, her kulübün kendisine göre çözüm bulması gerektiğine inanıyoruz biz. Sen bu konuda ne söylersin?

- Bence de doğru, Altınordu'nun şartlarına bakıyorum şimdi, biz Beşiktaş'tayken Fulya'da konteynerin içinde soyunuyorduk anlatabiliyor muyum? Beşiktaş'ın yeni düzeldi altyapı tesisleri, hak ettiği değeri şimdi bulmaya başladı. Önce şartları düzeltip ondan sonra çalışma yapmak gerekiyor. 75 milyon nüfusumuz var, altyapıdan oyuncu çıkmıyor demek çok mantıklı gelmiyor bana. Hep birlikte hareket edildiğinde ben doğru jenerasyonun yakalanacağını düşünüyorum. Manchester United yarışmacı bir kulüp değil mi mesela? Ama her sezon alt yapıdan 2 oyuncu çıkartıyor A takımına. Rashford gibi, Lingard gibi. Bizim de bu şekilde olabileceğimize inanıyorum. Şans veren yok. Son 15 dakika mesela, yabancı oyuncu değil, genç Türk oyuncu girse oyuna birşeyler kazanır o kişi. Böyle küçük şeylerle bile düzeleceğimizi düşünüyorum.

Türk futbolcunun sence bir yanlışı var mı peki? Bunu şu yüzden soruyorum, genel algı olarak Türk futbolcusunun tembel, çalışmayı sevmediği şeklinde bir algı da var...

- Tembel olan da var, olmayan da var. Ben oldum diyen de var. Ama yabancının tembeli olan da var. Burada bir genelleme yapmanın bir anlamı yok. Milli Takım'da oynayan çalışkan oyuncu da vardır örneğin, tembeli de vardır. Ülkeye pasaporta bağlı bir durum yok bence. Yabancının çalıştığı haber oluyor, Türk'ün çalıştığı haber olmuyor çalışmadığı zaman haber oluyor. Bu algılar yanlış.

“BAZI KULÜPLERE KENDİ MENAJERİNLE GİDEMİYORSUN”

Transferde bu tarz zorlukların dışında genç oyuncu alınacağı zaman biraz hatır gönül işin içine girebiliyor mesela...

- Evet kesinlikle. Mesela bir menajer var ve o menajerin futbolcusu olman gerekiyor o kulübe gitmek için. Yanlış, etik olmayan bu tip çok konu var. Kulübe sen kendi menajerinle gidemiyorsun mesela, kesinlikle o belirli olan menajerle gitmelisin gibi durumlar var. Ya da menajerin olmadan hiçbir yere gidemiyorsun. Sadece performansla bitmiyor. Neler duyuyoruz bu konularla ilgili...

“DAVID SILVA’NIN FUTBOLU BENİ ÇOK ETKİLİYOR”

Futbolda izleyerek öğrenme de çok önemli. Fizik olarak zaten idmanlarını yapıyorsun ve forma giriyorsun. Mental olarak da herkes kendini bir şekilde motive edebiliyor ama izleyerek öğrenmenin gelişim açısından büyük katkıları olduğu ispatlanmış durumda. Sen en çok kimleri izleyerek birşeyler öğrendin?

- Ben öncelikle spor müsabakaları izlemeyi çok seviyorum. Spor dalı fark etmiyor. Benim açımdan onun da benim gelişimimde katkısı olduğunu düşünüyorum. Mevkiimle çok örtüşmese de ben Thierry Henry'yi çok beğeniyordum. Hayranlığın ötesinde seviyordum Henry'yi. Henry'nin gol sevinci, tarzı çocukluk kahramanım gibiydi. Son vuruşlarına, soğuk kanlılığına hayrandım. Bu yüzden forma numaram 14 zaten. Şuanda oynadığım mevkii itibarıyla kendime örnek aldığım, çok izliyorum diyebileceğim David Silva ve Messi var. David Silva'nın çok özel bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Onun yaptığı şeylerin aynısını denemiyorum tabii ki ama onun oyun şekli beni çok etkiliyor. Onun yaptığı bir hareketin önemini görmek hoşuma gidiyor. Sevdiğin kişinin hareketlerinin aynısını yapmak, gidip Ronaldo sevinci yapmak sana bir şey kazandırmayacak sonuçta. Bir ara çoktu frikiği Ronaldo gibi atmak falan, şimdi geçti Allah'tan... Bunlar iş değil yani.

“BENİM TPFD’DEN EN ÇOK İSTEDİĞİM ŞEY MAÇLARIN YAYINLANMASINI SAĞLAMALARI”

TPFD 25 yıldır var olan bir dernek, son 2,5 yıldır daha yoğun çalışmalar sergiliyor. Senin derneğin varlığına dair söylemek istediğin şeyler var mı?

- Hakan ağabeyin yönetime gelmesi ile derneğin varlığını hissettik diyebilirim. Hizmetlerindn haberdar oluyoruz. En çok kullanılan hukuk hizmetinizden dolayı çok arkadaşımın memnuniyetini duydum. Bir arkadaşım amatöre düşen bir kulüpten alacağını alabildi mesela, bu çok zor olabilecek bir şey.

Sence şuanda Türk futbolunun en büyük sorunları nelerdir? TPFD olarak gündeme taşıyıp çözüm aramamız gerektiğine inandığın en önemli konuları sıralamanı istesek senden...

- En önemli konu altyapılarda konuştuğumuz gibi yapının düzelmesi bence.

- Ben dernekten en çok 2 ve 3. Lig'lerdeki maçların yayınlanmasını istediğimi söyleyebilirim. Hakem raporlarından, gözlemci raporlarına, ligin kalitesinin artmasına kadar bir çok faydası var. Maçlarda ne yaptığımı bir ben biliyorum, akrabalarım bile bilmiyor. Maça geldiklerinde oldu ki kötü oynarsam 'sen bu musun' diyorlar. En kötü internetten izleme gibi bir şey olsa sizin yaptığınız TFF TV projesi gibi mesela aşırı yararlı olur. Bizim kulübümüz mesela analizler için çekim yapıyorlar, maç görüntüleri bizde oluyor o kadar. Kulüpler için de, futbolcuların piyasası olması için de çok önemli.

- 3. Lig'deki askerlik konusu bence çok önemli. Ben üniversite okuyorum mesela bu bakımdan belirli bir yaşa kadar 3. Lig'de oynasam da askere gitmek zorunda kalmayacağım kariyerimin ortasında. Ama futbolcu her ligde futbolcu. Aralarında herhangi bir fark yok statü olarak. Tüm liglerde olmaması bir eksiklik bence. Bu konudaki çalışmalarınızı da takip ediyoruz.

- 3. Lig'deki yaş sınırı - kontenjan olayı da kesinlikle hallolması gereken bir konu. Bana göre iyi oyuncuyu yaşı büyük diye kadronun dışında tutmaya çalışmanın bir mantığı yok. Kaliteyi arttıran kaliteli oyunculardır. Bunun düzelmesi gerekiyor.

- Ben bir de her ligdeki oyuncularla bu şekilde röportaj yapılmasını, seslerini duyurmasını da önemsiyorum. Herkes kendi çektiğini biliyor, bu şekilde röportajla duyulursa en azından sıkıntıların giderilmesi sağlanabilir bence.

GableMonroeClift
X

X